25/2/2007 - ÖMÜR HANIMLA GÜZ KONUŞMALARI!!!!!
….Ve güz geldi Ömür hanım.Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul.İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde.Yağmur ha yağdı ha yağacak.İncecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.Hüznün bütün koşulları hazır.Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan.Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı…. Ve yüzüm ömrümün atlası;düzlükleri bunaltı,yükseklikleri korku,uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası.Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür hanım?
Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize?Acıyı görmeyen insan,umutsuzluğu yaşamayan,iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı birinsan,mutluluktan,umuttan,sevinçten ne anlar?Göğü görmeden,denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu?Bir güz düşün ki Ömür hanım,ilk yazı olmamış,yazı yaşanmamış,böyle bir güzün hüznü hüzün müdür?Başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak,bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir?Yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir.Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasımda gezdirip geçirmedikçe,alışkanlıkların sınırını aşmadıkça zaman zaman,yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?
Yağmur yağıyor Ömür hanım ….gökten değil,yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına…Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük,bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum.Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından .
Dönelim…Dönmek yenilmektir biraz da,yarım kalmasıdır çıkışlarımızın,korkaklıktır,alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır….Olsun, dönelim biz yine de.Bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var.Evlere dönelim.sırtımızın kamburu evlere,cılızlığımızın görkemli korunaklarına,yalnızlığımızın kalelerine dönelim.Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür hanım.Büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim.Küçücük avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın binlerce engeli yığıldı önümüze.Hangi birini yenebilirdik bunca olanaksızlık içinde.Umutsuzluğu tanıdık,yenilgiyi öğrendik böylece….
Yaşama sevinci adına bir tutanağım kalmadı Ömür hanım.Bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir göz bebeklerimden.SAHİ NEDİR YAŞAMIN ANLAMI?Geriye dönüyorum sık sık yanıt aramak adına,yüreğimin silik izler bırakıp ağır yükler aldığı zamanın derin dehlizlerine.
Bakıyorum,umut karamsarlığın ,sevinç acının soluk almasından başka ne ki? Yaşamsa,gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman bir yanılsama …. Değil mi yoksa ?
Susmak yalnızlığın ana dilidir Ömür hanım,şiiridir, beni konuşmaya zorlama ne olur.Sözün sularını tükettim ben ,kaynağını kuruttum.Geriye büyük bir sessizlik kaldı yüreğimde,kalabalıklar ,kalabalıklar kadar büyük….Yalnızım Ömür hanım,geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlılar içre, öyle yitik öyle üzgün,yalnızım… Sularım toprağa sızıyor bak.Binlerce taş saklanıyor içimde.Kim kimin derinliğini görebilir,hem hangi gözle?
Yeni bir şeyler söyle bana ne olur,yeni bir şeyler.Kurşun aktı kulaklarıma hep aynı sözleri,aynı sesleri duymaktan.Belirsizlik güzeldir de örneğin,kesinlik çirkin.Sessizlik sesten her zaman iyidir;düş gücü,iç zenginliği verir insana.
Gökyüzünü öpmek isterdim Ömür hanım,gözlerimle değil dudaklarımla.Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan.Delilik mi dedin?Kim bilir…. Belki de yerde sürünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir aykırı olmak duygusu.Gökyüzü de olmak isteyebilirdim değil mi? Kim ne diyebilir ki…..
Kimseler görmedi Ömür hanım bu dünyadan ben geçtim.İçimde umudun kırk kilitli sandıkları,elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim,benim olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde ben geçtim….
Ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde .Saatlerce dayak yemiş bir sanığın çözülmesi gibiyim .Ürperiyorum.Bir atkestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın sokaklarında,örtüyor ömrümün ilkyazını.İçimde bir çocuk,yalınayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce defa yenilmiş umut ölülerini çiğneyerek .Sahi yaşlılık, bir derin iç çekiş, yanılmış bir çocuk olmasın Ömür hanım !!!!
ŞÜKRÜ ERBAŞ
|